“İnşaatçı bir dönemde yaşıyoruz”

“İnşaatçı bir dönemde yaşıyoruz”
Sivilay tarafından geleneksel olarak düzenlenen YESGE'nin bu ayki konuğu olan ÇEKÜL Vakfı Başkan Yardımcısı Mithat Kırayoğlu, Bursa’nın kuruluşundan bugüne mimari yapısı ve gelişimi çerçevesinde Kentsel Yenileme ve Kentsel Dönüşüm kavramlarını masaya yatırdı.
h3>  

ÇEKÜL VAKFI BAŞKAN YARDIMCISI MİTHAT KIRAYOĞLU’NUN KONUŞMASININ TAM METNİ;

Kentsel dönüşüm ve kentsel yenileme konusunda müthiş bir kavram karmaşası var.

Konuşmamın özü; Bursa gibi tarihi bir kent bölgesinin nasıl geleceğe taşınacağıyla ilgili, bu bütünlük içerisinde olacak. Aslında buna kentsel yenileme deniliyor.

Kentsel dönüşüm, tarihi kent yada esas kent dokusunun dışındaki kaçak yapılaşma alanlarında veya diğer alanlarındaki çöküntü bölgelerindeki dönüşümü ifade ederken, tarihi kent bölgesindeki iyileştirme, restorasyon akla gelebilecek ne varsa bu tür çalışmalara kentsel yenileme diyoruz.

Türkiye’de nasıl yapılmaya çalışılıyor? Bursa’da ne yapılıyor? Çünkü biz Bursa’da ne yapıldığını yapıldıktan sonra gören bir toplumuz. Genellikle başımıza geldikten sonra düşünmeye başlarız ve başımıza da birer birer gelmeye başlıyor kentsel dönüşümün sonuçları.  Sonra da birdenbire Doğanbey Mahallesi çıkıyor mesela, nerden çıktı bu demeye kimin hakkı var şimdi? Göz göre göre oldu işte, bundan sonrada olacak. Bu tehlikelerin hepsini görüyoruz.

KENTSEL DÖNÜŞÜM BİR REÇETE DEĞİLDİR

Bütün Avrupa kentlerinde kentsel dönüşüm ve yenileme yapılmaktadır, çok güzel örnekleri vardır. Hepsi birbirinden farklıdır, her kentin kendine özgü bir kentsel dönüşüm hikayesi vardır. Dolayısıyla kentsel dönüşüm bir reçete değildir. Sanayi alanları, depolar, antrepolar, limanlar, şehir büyüdüğü zaman ve yayıldığı zaman kent merkezinde kaldığı için bu alanlar, kentsel yaşama yeni bir fonksiyon olarak katılıyor. Kentsel dönüşüm aslında bunun projesidir. Genellikle büyüyen kentteki eksilen donatı alanlarını ikame etmeye yönelik olarak kullanılır ve bu projeye yerel yönetim, devlet bir para harcar. Bu alanlar bir rant alanı olarak değil kentin eksiklerini tamamlayan donatı alanları olarak; kültür sanat, rekreasyon o anlamda değerlendirilir. Dünyadaki güzel örnekler hep bunları anlatır.

Bizde biraz buna benzeyen Ankara’daki Portakal Çiçeği ve Dikmen Vadisi dışında bir kentsel dönüşüm örneği henüz göremedik.

Kentsel yenilemede ise tarihi kent merkezinin yeni, modern yaşama uygun hale getirilmesi ve kültür mirasının değerli fiziksel mekanlarının toplumla birlikte yaşaması ve yine o toplumun kültürel kimliğinin, toplumun hafızasının yaşadığı mekanlarda topluma yeni bir değer katma anlamında kullanılır.

Dolayısıyla biz bu iki kavramı birlikte ele alacağız. Bursa’da bu iş nasıl oldu, nasıl oluyor şu anda ve gelecekte nasıl olacak ona bakarken, başta söylediğim cümleye dönüyorum;  Her kentin kendi projesi vardır ve o projede o kentin kimliği neyse üzerine oturur.

BURSA NASIL BİR KENTTİ?

Bu doğrudan hareket ederek önce Bursa’yı masaya yatırmak lazım. Bursa nasıl bir kentti?

Kentsel dönüşüm-yenileme yapılacak kent, herkesin içinde yaşadığı Bursa mı? Yoksa başka bir şey miydi,  bundan sonra ne hale gelecek onlara bakmak gerekiyor.

Bursa’yı anlatırken ben hep ilk Tanpınar’a veririm sözü. Bursa ile ilgili Tanpınar diyor ki; “Şimdiye kadar gördüğüm şehirler içinde Bursa kadar muayyen bir devrin malı olan bir başkasını hatırlamıyorum. Fetihten 1453 senesine kadar geçen 130 sene, iliklerine kadar bir Türk şehri olmasına yetmemiş aynı zamanda onun manevi çehresini gelecek zaman için hiç değişmeyecek şekilde tespit etmiştir. Uğradığı değişiklikler ve felaketler ve ihmaller, kaydettiği ileri ve mesut merhaleler ne olursa olsun o hep ilk kuruluş çağının havasını saklar, onun arasından bizimle konuşur onun şiirini teneffüs eder.”

Ve bu fikri genişleterek Bursa’da bir ikinci zaman olduğunu söyler Tanpınar. Hiçbir şehirde olmayan Bursa’da Zaman isimli o müthiş makalesinde Bursa’daki ikinci zamanı işte bu kuruluş devrinin büyüsüne bağlar.

İşte bu nedenle olsa gerek Evliya Çelebi’nin o 7 yıllık muhteşem seyahatnamesinin 2 cildi Bursa’ya aittir. Bursa’dan bahsederken üslubu bile değişir ve söze şöyle başlar; Bursa ruhaniyetli bir şehirdir.

Yani gelişmesinde bir ruh var Bursa’nın.

Ve Bursa’nın eserlerinden bahseder ve sonunda sözü Bursa’nın bir su şehri olduğuna getirir. Uzun uzun sularından bahseder ve sözü şöyle bitirir; “Velhasıl Bursa sudan ibarettir.”

Aslında su demek; bereket demek, yeşil demek, ova demek; Uludağ, göller, akarsular demektir. Yani suyla gelen bereket ve doğanın güzelliği aslında insanın da bu doğayla işbirliğinden büyük uygarlık izlerini Bursa’da bırakmıştır.

Çünkü Uygarlık her zaman doğa ile tarihin işbirliğiyle gelir dünyada. Hepinizin muhtemelen bildiği Bursa efsanesi de böyle değil midir...

Kuruluş yıllarında Anadolu İslamının en büyük manevi şahsiyeti Hacı Bayram Veli de Bursa’ya geldiğinde şu eşsiz beyiti söyler;

Nagehan ol şara vardım

Ol şarı yapılır gördüm
Ben dahi bile yapıldım
Taş ü toprak arasında

Ansızın o şehre vardım/O şehri yapılır gördüm/Ben dahi bile yapıldım/ Taş ve toprak arasında....

İnsan ile mekân arasındaki ilişkinin aslında ne kadar önemli olduğunu, eğer bu ilişki yoksa ruhsuz şehirler, özensiz mekanlar ve yaşanılmaz kentler yaptığımızı da görüyoruz.

KALE KENT BURSA İNŞA EDİLMEYE BAŞLAR

Aslında Bursa bugün çok büyük bir kent, 2 milyon küsur bir nüfusu var. Osmanlı Bursa’yı aldığında (1326), Bursa çevredeki kentlerden çok daha önemsiz bir kentti. Ama önemi neydi; Garnizon kentti, fethedilmesi imkansızdı. Romalılardan kaçan Kartaca Kralı Hannibal’ın önerisiyle kurulan bir savunma kenttir. Nitekim Osmanlı Anadolu’dan Balkanlara kadar bütün coğrafyayı fethettikten sonra Bursa’yı 10 yıl kuşatmış fethedememiş, para vererek almış. Yani Bursa fethedilmemiştir. Tekfur belli bir para karşılığında ve canı garanti altına alınarak Osmanlı ordusu eşliğinde Gemlik’e götürülmüş ve İstanbul’a gönderilmiştir. Bu kadar önemli bir kale kenttir Bursa.

Ama Bursa Osmanlının eline geçtikten sonra inşa edilmeye başlar. Sultan Orhan zamanında hisar içinde Şehadet Camii, Bey Sarayı, camiler, türbeler, mescitler ve taş çemberin dışında da Çarşı dediğimiz Demirkapı o günkü ismi Orhan Külliyesi ile çarşının inşası başlar. Orhan Bey’in oğlu Hüdavendigar batıya gider Çekirge’nin tepelerinde Hüdavendigar külliyesini kurar, cami hamam türbe imaret hepsi var ve onun etrafında bir mahalle oluşur.

Hüdavendigar’ın oğlu yıldırım doğuya gider en güzel tepede kendi külliyesini kurar ve o dönem erken dönem Osmanlı mimarisinin uyandığı dönemdir. Çünkü bu Osmanlı uç beyliğine Moğol akınlarının önünden kaçan bütün büyük İran ve Türk kentlerinin ilim adamları ve mimarları gelir ve Osmanlı sarayına girer. Orda birdenbire Yıldırım’da erken dönem mimarisinin şaheseriyle karşılaşırız Yıldırım külliyesinde. Çok müthiş bir mimari hamledir aslında.

Her padişah, bir yerde kendi mahallesini kurarken bir yandan da çarşıya yatırım yapar.Yıldırım’da Ulu Camiyi, bedesteni ve Kapalıçarşı’yı yapar. Yeşil bambaşka bir mimari güzelliktir, Çelebi Mehmet’in semtidir.

Ve Fatih’in babası 2.Murat, Muradiye’de yine külliyesini yapar. Yani 150 yıl içinde taş çemberin içine sıkışmış olan Bizans Bursa’sı birdenbire Çekirge’den Yıldırım’a, Yeşil’den Muradiye’ye iliklerine kadar bir Türk şehri olarak inşa edilmiştir. Sadece bunlar mı? Arada veliler babalar evliyalar erenler komutanlar Bizans’tan devşirilen, sığınanlar bütün bunlarda Bursa’da kendi mahallelerini inşa ederler.

Emirsultan, Tayakadın, Mollaarap, Selçukhatun, Şehreküstü, Umurbey, Hamzabey çoğaltabilirsiniz…

Bursa’nın bütün mahalleleri Bursa’nın kuruluş döneminin öyküsüdür, destanıdır, efsanesidir. Her mahallenin altında bir kahraman yatar.

BURSA EVİNİN ÖNEMİ

Bunlar yapılırken aslında bir başka şey ortaya çıkıyor; Osmanlı ya da Türkler ev yapmasını öğreniyorlar. Bursa evi, Türk Evi’nin kaynağıdır, kökenidir ve muhteşemdir.

Hafızanızı zorlayın Bursa’nın ne kadar muhteşem konakları, evleri ahşap mimarisi olduğunu..

Bursa evinin dokuduğu sokakların oluşturduğu mahalleler, dükkanlar…

Çarşı yapmayı da Bursa’da öğreniyor Osmanlı. Biz buna erken dönem Osmanlı şehirciliği diyoruz. Bursa’da denenmiştir. Ev yapmayı, mahalle yapmayı, kent yapmayı, çarşı yapmayı Osmanlı, Bursa’da öğrendi. Ve Bursa’dan bütün Osmanlı coğrafyasına ihraç etmiştir. Saray Bosna’da, Ohri’de Balkanlara nereye giderseniz Bursa’yı görürsünüz.

Model hep Bursa’dır, yani Bursa o kadar önemli bir kenttir.

OSMANLININ DİBACESİ YANDI

Bugünkü tarihle 1855 (1271) yılına geliyor, kentsel dönüşümle ilgili bir parantez açmak için bunu dile getiriyorum; Bursa depremi ve arkasından gelen Bursa yangını Bursa’nın yaşadığı bir felakettir.

Tarihçi Cevdet Paşa’nın anlatımlarından; efsanevi Bursa’nın tamamen 1855’te yıkıldığını tespit etmiş oluyoruz. Tazminat dönemine denk gelir. Bursa Osmanlının dibacesi olduğu için kaynağı Keçecizade Fuat Paşa’nın da ünlü tepkisi tarihe geçmiştir. “Osmanlı’nın dibacesi yandı” diye ağlar.

Osmanlı büyük bir hamle ile depremin yaralarını sarmak için bir imar hareketi başlatır. Bursa yeniden imar edilir. Şehadet Cami en eski cami olmasına rağmen yenidir üslubu. 2.Murat Türbesi, Emir Sultan, eskisiyle hiç ilgisi yoktur. Ve yeniden şehrin her yerinin inşa edilmesi Tazminat döneminde başlar. Zaman zaman yatırımlar yapılır, Fabrika-i Hümayun bunlardan birisidir. Ya da zaman zaman gözden düşmüş vezirler, büyük alimler, sürgün olarak gönderildiklerinde Bursa’da önemli işler yaparlar. Mesela Şeyhülislam Kara Çelebizade Azizi Efendi, Bursa’nın müftü çeşmelerini ona borçluyuz.

CUMHURİYET DÖNEMİ

Bütün bunların sonunda Bursa Cumhuriyet Dönemi’ne geldiğinde çok önemli kentsel ve mimari bir gelişmenin ve hamlenin olduğunu söylemek istiyorum. Osmanlıda bu kadar şiirsel ve romantik kuruluş dönemi fiziksel yapısı varken Cumhuriyet döneminde de çok önemli işler yapılmıştır. Atatürk devrimlerinin bir parçasıdır. Mimarlık alanlarında da o günün önemli mimarlarını çağırarak onlarla toplantılar yapmıştır ve onlara Avrupa uluslarının olduğu gibi onlar nasıl kendi ulusal mimarilerini yapıyorlarsa biz de kendi ulusal mimarlığımızı yapalım diye tartışmıştır. Bunlardan birisi Arif Hikmet Koyunoğlu, Tayyare Kültür Merkezi’nin mimarıdır.

Uluslararası yarışmada birincilik ödülünü alarak burayı yapmıştır aynı zamanda Ankara’daki Etnografya Müzesi, Ankara Palas yapılarının mimardır ve kahraman tabiatlı bir adamdır. İşbankası, Yapıkredi Bankası, Maliye, Defterdarlık binaları, Çelik Palas yani yeni bir toplum yaratmak anlamında yapılmış yapılardır.

Merinos, İpekiş, Suni İpek yani sanayide devletin öncülüğü anlamında, diğer örneklerde de hem ulusal mimarlık arayışları hem de dönemin çağdaş mimarlık akımlarının etkisi vardır.

Yani bir sentez arayışının ne kadar büyük bir hevesle yaratıldığını o dönemde görmek mümkündür.

BÜYÜK YANGIN VE PİCCİNATO

Bursa Osmanlıya kadar bir kale kentti, Osmanlı burayı bildiğimiz Bursa olarak inşa etti, Cumhuriyet buna bir değer kattı. Yaptığı her şey güzeldi.

Bursa’ya karakter veren iki dönem vardır; biri Osmanlı ve yeni bir uygarlık kuruluyor. O uygarlığın bütün bu manifestosu mimariye de yansıyor. Ve yaptıkları evde de çarşıda da külliyelerde de kendilerini ifade etmek istiyorlar.

Cumhuriyet de böyle. Bir imparatorluk enkazı üzerinde bir ulus devletin mimarisini yapmaya çalışıyor. Hepsinin altında bir amaç bir heyecan bir ideoloji var ve bunu bir yaşama biçimi haline getirdikleri için onun mimarisi de kendiliğinden orta çıkıyor.

Kırılma nerde, nasıl oldu?

Yine 1958 yılındaki büyük yangın, Kapalıçarşı yangını eşiktir, kavşaktır. Ben de hatırlayacak kadar büyüktüm, seyrettim, sonra yangın yerlerinde dolaştım.

O sırada çok büyük şans, kader kısmet ne derseniz deyin dünyanın en ünlü şehirci ve mimarlarından birisi İstanbul’da ve planlarını yapıyordu; Piccinato.

Bursa yangınından sonra Piccinato’ya diyorlar ki git Bursa’ya da bir bak. Bursa’ya geliyor ve hayran oluyor. Ve esas Osmanlı mimarlığını, Türk evini Tük şehirciliğini Bursa’da keşfediyor. Koskoca bir kitabı var, ben o kitabı tesadüfen sahafçılarda keşfettim ve sonra Olay Gazetesi’ne verdim tercüme edip bir sayı yaptılar. Şimdi de Büyükşehir Belediyesi onu kitap olarak yayınlayacak. Orda Bursa’yı anlatıyor. Sevgili İsmail Kemankaş ile de küçük bir belgesel de katkımız oldu Piccinato Planıyla ilgili olarak.  

Piccinato Bursa’yı karış karış geziyor ve Bursa Evi diye bir makalesi var inanılmazdır. Bir yabancının bir Bursa evini bu kadar iyi analiz etmesi gerçekten takdir edilmelidir. Öyle bir büyük adamın hayranlığını kazanacak Bursa Evi’ni estetik rasyonel ne sorarsanız ne ararsanız her şeyin bulunduğu bir değerler bütünü olarak tanımlıyor.

O sırada o günkü iktidarın makbul mimarları şehircileri Bursa için yaptıkları geniş bulvarlı, caddeli planları gösteriyorlar Piccinato’ya. Ruloyu kıvırıyor ve fırlatıyor, siz budalasınız” diyor, hepsini azarlıyor ve yeni bir plana başlıyor. Ve bu plan müthiş bir plandır.

Birçokları yapılan bu büyük yanlışı örtbas etmek için şöyle derler,

“Piccinato da Bursa’yı 250 bin olarak düşünmüş, bu olacak şey mi? “

Piccinato Bursa’yı bir 20 yıllık perspektifte projeksiyonda 250 bin olarak düşünüyor ama aynı zamanda sanayi de buraya gelmeyecek; Eskişehir, İzmit, Balıkesir olarak bölgesel planlıyor.

Bursa’ya sanayi dokunmamalı diyor.

Bursa içindeki gelişmeyi de yaptığı güzel bir tespit var. Bursa’nın güzelliğini Avrupa kentlerinden farklı olarak görüyor ve altını çiziyor ve diyor ki; Avrupa kentleri tek katmanlıdır yani bütün yapılar aynı malzemedendir; taş, tuğla vs…Ama Bursa’da müthiş bir doku var bunlar ahşap evler, siviller oturuyor, kırmızı kiremit örtülü ve bütün evler bahçeli olduğu için bahçelerden fışkıran dut ağaçları, erik ağaçları her türlü yeşil kırmızı örtünün içinde Sultan külliyelerine biraz daha egemen, kalıcı taştan yapılmış anıtsal yapılarını görüyorsunuz. Yani iki katmanlı şehirdir hayran olduğu. Sivil ve resmi birbirinden ayrılıyor ve birbirine çok yakışıyor.

Bir tespit daha yapıyor. Osmanlı o kadar uygar bir şekilde Bizans’ı bozmadan kendi mimarisini Bursa’ya eklemlemiş ki benimde yolum bu oldu. Yeni Modern Bursa’yı Osmanlının Bursa’sına eklemledim,” diyor. Yeni bir Bursa’yı Bursa’nın yanı başında bozmadan yapıyor.

Bizim Türk mimarlarının yaptığı her şeyi red ediyor. Siz bu bulvarlarınızı açarsanız muhteşem Yeşil Cami ve Türbe o bulvarın ortasında bir konserve kutusu gibi kalır diyor. Ve hisarı, her yeri koruyor. Bölgesel planlama yaptığı kadar kentsel tasarıma da giriyor. Yeni yapıların yüksekliği, eni boyu, pencere boyutu hatta renklerine kadar veriyor.

BURSA’YI KİM ÖLDÜRDÜ?

İşte tam bu noktada bir kez daha söylemek istiyorum; bizim yaşadığımız dönemlere kadar 1958-60 Bitinya’nın Roma’nın Selçuk’un Osmanlı’nın Cumhuriyet’in Bursa’sı gelmiş ve Piccinato gibi büyük bir mimar buna yeni modern Bursa’yı da eklemlemiş ve planda yapmıştır.

Ne kadar büyük bir şans ne kadar büyük bir felakete yani Shakespeare’in dramlarındaki Hamlet’in kabusuna benzetiyorum ben bunu; kim öldürdü Bursa’yı?

Bursa’da bu planı bilen gören yok, ben de bilmiyordum sahaflarda bu kitabı bulana kadar. Ne tasarlamış, neyi tespit etmiş, bu muhteşem planı Bursa’daki o günkü insanlar bir yerlere saklamışlar, yakmışlar, Bursa’da izi yok. Biz Piccinato’nun yazdığı kitaptan öğrendik yıllar sonra. Böyle bir fırsatı Bursa kaçırmıştır.  Bursa ile ilgili Tanpınar’dan, Evliya Çelebi’den, Keçecizade’den, Hacı Bayram’dan Piccinato’ya kadar herkesin hayranlığını ifade eden sözcüklerle Bursa’nın hikâyesini anlatmaya çalıştım size. Böyle bir kentimiz vardı bizim…

YIKMALARA DOYAMIYORUZ

Ben de 1951 yılında bir mazi rüyası gibi olan Osmanlı Bursa’sında, Altıparmakta meşhur Yağcı Cemal Köşkü’nde doğdum. Bursa’nın en muhteşem 4 katlı ahşap konaklarından birisiydi. O yıkıldı yerine SSK binaları yapıldı, o da yıkıldı BTSO yapıldı. Yani yıkmalara doyamıyoruz. Öyle bir milletiz! Elimizden hiçbir şey kurtulmuyor. Hisar Orta Pazar caddesinde yaşadım muhteşem bir evimiz vardır. 1000 metrekarelik bahçenin içerisinde 3 ailenin 10 çocuğu bir bahçede büyüdük ve mahallenin o kültürün dayanışmanın ne olduğunu iyi bilenlerdenim. Okulum Osmangazi İlkokulu yine iki katlı muhteşem bir konaktı.

Dükkanımız da Okçular Çarşısı’ndaydı, Manifatura dükkanımızda çıraklık yaptım. Yangın yerlerinin içinden geçerek dükkana giderdik.

O yıllarda Bursa’da her yere yürüyerek gidilirdi. Ulaşım aracı olarak fayton vardı.

Ben İstanbul Erkek Lisesi’ne yatılı olarak gittiğimde Bursa’yı özledim. Küçük yaşta aileden sıcak bir yuvadan kopup yüz kişilik ranzalı yatakhanelerde buldum kendimi. İstanbul’da çok güzel bir şehirdi ama Bursa’ya belki de o zaman sevdalandım. Bu kadar derin bir özlem kentini çok daha fazla sevdiriyor herhalde. Teknik üniversiteyi kazanarak mimarlık fakültesine gittim ve meslek icabı bu işleri öğrenmeye başladım öğrendiğim zaman şunu fark ettim; Bursa’ya olan sevdam bir abartı değilmiş gerçekten mimarlık ve şehircilik anlamında muhteşem bir yermiş.

Bir anımı nakletmek isterim; Üniversitede öğrenci birliği başkanıyım ve yıl 1973. Kültür haftaları düzenledik Doğan Kuban, Metin Sözen gibi büyük hocalarımız da bize destek verdi. İlk düzenlediğimiz hafta Bursa haftasıydı. Ve mahalle komşumuz Kazım Baykal hocamızı çağırdım, Erdinç Çelikkol o sırada havlucuydu bir Bursa sergisi yapmasını istedik. Babam o sırada Meclis üyesiydi TSO destek verdi. Çok güzel bir Bursa haftası yaptık ama çok önemli bir konuğumuz vardı; Piccinato!

Davet ettik, koşa koşa geldi. Ben Bursalıyım dedim beni sanki bir akrabasını görmüş gibi kucakladı, ben de şaşırdım. Çok ilgi gösterdi ve Bursa’yı anlattı. Ve onun anlattığı Bursa, benim Bursa’ya bakışımı temelden değiştirdi. Ondan sonra Piccinato’nun peşine düştüm zaten. Tanpınar’ın peşine düştüm…

Edebiyatta Bursa en güzel Bursa gezisidir. Edebiyata Bursa’dan başlarsanız Bursa’yı çok daha iyi anlarsınız.

Piccinato o gün çok enteresan bir şey söyledi; Bursa yangınından öncede gelmiş ve gezmiş. Yangından sonra görevli olarak geldiğinde kanaati şuydu; böyle bir yangın sayesinde Bursa’nın tarihi kimliğinin gerçek değerleri orta çıktı. Çünkü oradaki tarihi önemli yapıların etrafında o kadar çok mantarlaşma, herkesin ranta göre eklediği birtakım şeyler var ki  Osmanlı’nın dibacesi örtülmüş, hissedilmiyor. Yangından sonra Piccinato müthiş bir öneri ve kentsel tasarım projeleri getiriyor. Ve o eserleri koruyan yani kapalıçarşıyı yeniden yapılması onun esaslarına göredir. Yapı kalitesi olarak kötü bir restorasyondur ama esas olarak çarşıyı ayağa kaldırmıştır.

Bu kadar önemli bir adamın Bursa’nın tarihinde hiçbir izi yok, kimse bunu bilmiyor ve bugünde hakkı verilmiyor. Bendeki kitabı 5 yıl önce Belediye’ye verdim, tercüme ettirdiler, hazırlandı ama 5 yıldır yayınlanmıyor. Sebebini ben de bilmiyorum!

BURSA’NIN KORUNMA MÜCADELESİ

Biz böyle müstesna bir şehirde doğduk, büyüdük ama bu şehir yok artık! Bu şehir gitti.Yani 150 binden 2 milyon 150 bine çıktı 50 sene içinde.

O yıllarda biz Darmstadla kardeş şehir olduk 1963 ankara Antlaşması Avrupa Konseyi Avrupa Birliği’ne aday o nedenle kardeş oluyordu herkes. İki şehrin de nüfusu 150 bindi. Şimdi Darmstad 140 bine inmiş bizim nüfusumuz 2 milyon 150 bine çıktı.

Bu sıcağa kar dayanmadı ne söylediysek boşa gitti, ne yaptıysak yetmedi…

1980 yılında Bursa’ya döndüm ve 81 yılında Mimarlar Odası Başkanı oldum. 12 Eylül ihtilaline denk geldik ve her hafta Gölcüğe gidip ifade veriyorduk. O zaman bu sorgulardan kurtulmak için Bursa’nın kültür mirasını koruyan bir proje yapalım dedik. Ve Bursa mimarlar odası olarak bütün her şeyi bir kenara bıraktık ve dedik ki biz Bursa’nın evlerini koruyacağız. Kimin evi varsa getirsin projelerini biz yapacağız dedik ve yaptık. Cumalkızık’ı keşfettik yeniden, gündeme taşıdık. O sırada Bursa kilitlenmişti planlar, kurulda hocalarımız vardı Bursa’ya davet ettik ve Maksem doğusu Gökdere İpekçilik planı yeni hazırlanmıştı ve o plan kabul edildi Bursa’da. Ve yavaş yavaş plana dayalı koruma hareketi onunla başlamıştır.

Yine bir anı; Maksem’den aşağı doğru Anıtlar Kurulu üyeleriyle iniyoruz kalabalık, çocuklardan birisi Metin Sözen hocanın yakasına yapıştı, ne oldu amca cenazemi var dedi. Anca böyle kalabalık heyet cenazelerde yürür ya, Evet yavrum” dedi Metin Sözen de “Bursa ölmüş onun cenazesini kaldırmaya geldik.”

Gerçekten Bursa o durumdaydı ama bugün daha kötü durumdayız. O günleri arıyoruz…

Yine o dönemde Basri Sönmez Fen İşleri Müdürü, Ekrem Barışık da atamayla gelmiş Belediye Başkanımız.  O sırada bir derneklerden birisi Hisar Kale Sokakla ilgili bir proje yapmış. Basri Sönmez’in içine sinmeyince bizi de davet ettirdi, baktık gerçekten Hisar’da Orta Pazar gitmiş Kale Sokağı da genişletiyorlar, evler yıkılıyor, ortada meydan yapılıyor. Biz sakin bir şekilde olmaması gerektiğini anlattık ama aynı Piccinato’nun karşısındaki Türk mimarları gibi arkadaşlarımız Bursa’nın da yeni ve modern yapıları hak ettiğini söylediler.

Beni tanıyanlar sakin tabiatlı olduğumu bilirler ama o sırada masaya bir yumruk vurmuşum o öfkeyle.  Şunu söylediğimi hatırlıyorum; eğer bu kafayla devam ederseniz Bursa’yı görmek için Saray Bosna’ya, Ohri’ye gitmek zorunda kalacaksınız. Yani Bursa’dan kalan son parçaları da yok etmek için müthiş bir heves vardı o yıllarda.

Ekrem Barışık da madem beğenmediniz 1 hafta içinde siz yapın dedi. 1 hafta içinde yapılmazdı tabi ama 6 arkadaş sabahlara kadar çalışıp Kale Sokak’ı, Askeriye Cd.si, Yiğitler Cd., Küçük sokak ve Kavaklı’yı, Tophane Bahçesi (Gümüşlü) orda Şelale Çay Bahçesi vardı-Balibey Hanı’nı örten, Tophane yamaçlarını da katarak 2 hektarlık bir proje götürdük.

Vizyon projesi diye bir şey sunduk. O günlerde çok geçmeyen bir şeydi Vizyon kelimesi- Sultanlar Şehri Bursa’nın tarihi yaya aksı olarak tanımlanmasıydı. Yani Bursa Çekirge’den Yıldırım Beyazıt’a kadar o kuruluş döneminin bütün merhalelerini yaya olarak dolaşabilirsiniz.

Bugün Büyükşehir Belediyesi ismini değiştirdi Kültür Yolu projesi koydu. Bir şeyi sahiplenme peşinde değiliz yeter ki yapsınlar.

Ekrem Barışık’ı sevgiyle yad ediyorum; bu işi ilk anlayan, başlatan ve büyük heyecanla dört elle sarılan ilk belediye başkanımızdır. Ondan öncekilere anlatamadım.

Bursa’nın korunma mücadelesi Ekrem Barışık’la başlamıştır.

1983 yılında Ağa Han Mimarlık ödülleri Türkiye’de verildi. Bursa’yı da kattık işin içine ve Cumalıkızık dünya gündemine geldi.

2007 yılında, yaşam mekan zaman diye bir yarışma açtık. Öğrenciler arasında uluslar arası katılım oldu, o dönem dünyanın gündemine soktuk. O dönemde Sorbonne Üniversitesi Mimarlık Fakültesinden de bir büyük grup geldi, Türk evini araştırıyorlar. 1 ay konuk ettik, müthiş bir kitapçık çıkardılar. Mesela henüz tercüme edilmedi, bütün Anadolu ve Balkan coğrafyasındaki Türk evinin macerasını anlatıyor.

ÇEKÜL VAKFI

Sonrasında bir uyanış başladı ve her türlü etkinliklere katılmaya başladık. ÇEKÜL Vakfı’da bu çalışmalardan sonra kuruldu. Bu hazırlık çalışmalarından en önemlisi 1985 yılında tarih içinde Bursa 85, sekretaryasını yürütmüştüm çok önemli bir etkinlikti ve orda iki konuyu yarışmaya açmıştık; Tarihi çevrede işlevsel ve mekansal yenileme Reyhan Haşimişcan Kültür Merkezi,-Kentsel Yenileme. İkincisi de Nilüfer Bölgesi’nde bir yeni yerleşme bölgesi nasıl olmalı da tarihi Bursa’ya eklemlenmeli. İsmini Yeşil Kent koymuşuz. 100’e yakın proje katıldı, olağanüstü fikirler ortaya çıkmıştı. Bunların hiç birini ben daha sonra belediyede bulamadım. Arşiv alışkanlığımız maalesef yok!

1992 yılında ÇEKÜL vakfı olarak bütün bu hikayeyi anlatan bir belgesel hazırladık.

Tarihi Kentler Birliği 2000 yılında Bursa’da kuruldu, alt yapısı çok güçlü olduğu için. 2013 yılında yine bütün bu hikayeyi anlatan bir kitabı yayına hazırladık; Kendini Koruyan Kent Bursa.

BURSA GİTMİŞ NEYİ KORUYORSUN?

Aslında bütün Türkiye’de Belediye Başkanlarının korumaya yönelik bir merakı özellikle tarihi kentlerde uyandı, bu bir uyanıştır.

Barışık’tan itibaren yerel yönetimlerin bu işi içselleştirmeye başlaması son derece önemlidir. Teoman Özalp döneminde Tayyare Kültür Merkezi’yle başladı. Erdem Saker bu konuya Bursa’nın tarihi kültürel mirasını doğal zenginlikleri ve mirasıyla buluşturan ve bunu bir sivil toplum hareketi haline getiren anlayışıyla yeni bir biçim vermiştir. Kent Konseyi, yerel gündem çalışmaları olsun ve bu anlamda hem yerelleşmesi hem de sivilleşmesi ve tabana yayılması halkla bütünleşmesi adına Cumalıkızık’taki çalışmalarda diğer doğal çevre konularında son derece önemli bir dönem olduğunu düşünüyorum.

Erdoğan Bilenser döneminde Tarihi Kentler Birliği kuruldu, Kurucu Başkan, Kent Müzesi yapıldı, Cumalıkızık’a devam edildi.

Hikmet Şahin çok meraklı değildi ama iyi kötü bir şeyler yaptı, durduramadı çalışmayı başlamıştı.

Recep Altepe de korumaya yönelik çok meraklı.

Ama Bursa gitmiş, koruduğun şey ne olabilir?

Ya da koruyor koruyor da tutuyor bir Doğanbey mahallesi yapıyor mesela. Yani aynı kafa yapıyor bunu; çarşıyı, mahalleleri, eserleri koruyor, sonra Bursa’nın eski dört mahallesini yıkıyor Recep Altepe ve Doğanbey mahallesi diye bir ucubeyi Bursa’nın kalbine inşa edebiliyorlar. İkisi bir arada nasıl oluyor hayret verici!

Kars’taki heykeli ucube diye yıkıyorsun, gerçek ucubeyi Bursa’nın kalbine yapıyorsun!

Şimdi Dostluğundan onur duyduğum Mimar abim Aydın Boysan Tophane bahçesinden baktığımızda “yahu Mithat bunlar civciv kümesine girmiş ayılar, bu yapılır mı”dedi. Benzetmesi Aydın Boysan’a yakıştı, Bursa’ya yakışmadı gerçekten.

UNESCO DÜNYA MİRAS LİSTESİ

Bursa UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girdi, hepimiz çalıştık girmesi için.

Gerçek bir değerlendirme olsa girebilir miydi? Bursa’nın bu tarihini bilseydi o adamlar bir de döverlerdi Bursa’yı değil onur listesine almak…

İşin ironik kısmından bahsedeceğim şimdi; Cumalıkızık’ta projenin bir parçası ve oraya giderken Değirmenönü gecekondu mahallesinden geçilecek ve köye girilecek. Zaten bunu gördüğü anda zaten bitti iş. Bunun üzerine acele bir şekilde Otosansit’in arasından ormanın içinden bir yol yaptılar ekip oradan götürüldü. Ve de dönüş yolunda hangi yoldan götürsek de Doğanbey mahallesini görmeseler diye İspanyollar İtalyanlar var içlerinde, görülmeyecek gibi değil ama naptılar ne ettiler, Neslihan Dostoğlu Hocamızın da kulaklarını çınlatayım çok beceriklidir, dünya miras listesine girdi.

Bursa Dünya Miras Listesi’ne girer mi? Girer, sonuna kadar, başka kim girecek?

Ama kentini böyle kendi eliyle yakıp yıkan bir kent o onur listesine alınır mı? Katiyen alınmaz!

Alınmış olanlar bile bir yanlış yaparsa çıkartılıyor, İstanbul tehdit altında.

SUÇLU BİR KUŞAĞIZ

Aslında herkes bir şeyler yapmak istiyor. Gazeteye ilanlar veriyorlar, bak gör neler yapıyoruz gibi, dans eden binalar, rengarenk şekiller, bir de Selçuk Osmanlı mimarisi çıktı. Anladıkları şey cepheye ve zemin döşemesine birkaç Selçuk figürü yaptığında, Büyükşehir Belediye Binasında olduğu gibi, Selçuk Osmanlı binası yaptıklarını zannediyorlar.

Fakat burada asıl bakılacak mesela şu; Biz gerçekten dünyanın en güzel şehrini kendi ellerimizle kendimiz yıktık yerle bir ettik yerine çok kötü şeyler yaptık.

Suçlu bir kuşağız biz. Kent suçları diye bir şey var ya 3. nesil,  ben dahil!

Osmanlı yapmış, Cumhuriyet yapmış, bizim kuşak için güzel şeyler yaptık diyemeyiz.

“Yıktığımız daha çoktur yaptığımızdan”

Koskoca bir Osmanlı başkentini yerle bir ettik, yerine apartmanlar yaptık, yap sat düzeniyle. O ahşap evlerimizin yüzüne bakmadık. Bu kadar önemli değerlerimiz varken biz yerle bir ettik.

İNŞAATÇI BİR DÖNEMDE YAŞIYORUZ

Önümüzde buna benzer çok büyük tehlikeler, tuzaklar, yanlışlıklar var, biz yine muz kabuğuna basacağız. Yine Doğanbey gibi yanlışlıklar yapılacak bu şehirde.

Kentsel dönüşüm diyorlar. Daha 30 sene önce yapılmış, Çekirge, İhsaniye, Fethiye’de kentsel dönüşüme sokup yapıları 0,50 verelim diyorlar. Buna itiraz edenlere de vatan haini diyorlar. Depremde insanlar içinde ölürse günahı sizin boynunuza.

Yani bunun başka yolu yok mu?

Şimdi Bursaspor zor durumda 5 tane benzinlik lazım, olmaması gereken yerlerde benzinlik imarı verilecek herhalde. Her biri 10 milyondan 50 milyon Bursaspor’un kasasına girecek. Şimdi şehrin imar durumuyla her şey için oynanır mı? Neye ihtiyacın varsa yükselt, yap; en çok, en fazla, en büyük…

Onun yerine daha küçük, daha güzeli daha rafineri, daha değerli, daha kimlikli bir kent olmak..

Bunun peşine düşmedik. Çok büyük kayıplarımız var, zaiyat çok büyüktür.

Ama ders aldık mı? Hayır.

Yanlış yapmaya devam edecek miyiz? Evet!

Yanlışlar bizi bekliyor.

Kültür mirasımızı dünya ortak kültürüne armağan etmemiz gerekiyor, bu evrensel bir görevdir. Ama muhafazakar iktidarlar hep yeni şeyler yapmak istiyorlar.

Dolayısıyla kentsel yenileme ve kentsel dönüşüm çok ince ve derin bir konudur. Bursa, çok dikkat edilmesi gereken önemli bir kenttir.

Ama bütün bunlar bir kenara bırakılarak; Rantçı, imarcı, inşaatçı bir anlayışla bu işe yaklaşıldığını ben üzüntüyle görüyorum.

Bütün parlak nutukların arkasından hiç niteliksel değerlere ilişkin bir şey yok,  hep niceliksel büyüme ve genişleme ve hep enler peşindeyiz. Bunun Bursa’nın devamı olmadığını söylememiz gerekiyor.

Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi mimarisinde toplumsal, kamu yararı ön planda tutulurken, şimdi hiçbir yarar ön planda tutulmuyor. İşte Cerattape örneği. Yani doğayla kültürle ilgili duyarlılıklar hiçbir şekilde yok.

İnşaatçı bir dönemde yaşıyoruz…

Bursa’daki temel değişmesi gereken şey bu toplumun her şeyin en çoğunu arsız bir şekilde isteyen bu tabiatından vazgeçmesi gerekiyor.

Dünya böyle değil. Daha rafine, daha özel, daha kendimize özgü. Bunu bulmak için dönüp Bursa’ya bakmak gerekiyor. Tarihimizin bir döneminde yapmışız çünkü.

Mutlaka güzel günler göreceğiz diye umut ediyorum. Bütün hayatımız zaten bunun mücadelesiyle geçiyor…

Tercih ettiğim hikâye ve sohbet üslubu nedeniyle birinci tekil şahsı çok kullandım, bunun için hepinizden özür diliyorum. Size Bursa’yı sevdirmeye çalıştım.

Yine Tanpınar ile bitirelim; “Bursa’yı sevelim,” diyor Tanpınar, “Çünkü ancak sevdiğimiz şeyler bizimle birlikte yaşarlar. Ve bizimle birlikte yaşadıkları için bizimle birlikte değişirler.”

Yani; Korumak değişimin de esas dinamiğidir.

Haber ile ilgili diğer fotoğraflar

Son Eklenen Diğer Haberler