Bursa Sivil Toplum Derneği (SİVİLAY)

Okan Aras

 

Sivil toplum örgütlenmesinde farklı bir kulvardalar. Ve bu nedenle, siyasetin kalıplarına hiç uygun değiller. Siyasi söylem ve farkındalıkları, diğer örgütlenme modellerine bırakıyorlar. Oysa; üyeleri arasında, siyasete de yön verecek yapıda bireyler mevcut… Ancak, bu yöne, özellikle mesafe koymuş durumdalar.

Nitekim; belirledikleri Öngörü(vizyon) bakınız neyi işaret ediyor :

-    Kent bilinci oluşturup; daha yaşanabilir, sağlıklı kentlerin inşasına rehber olmak.

Belirlenen Özgörev(misyon) tanımlaması da önemli ve dikkat çekici. Uzun ince bir yol aslında üstelik :

-    Bu kentte doğan ve doyan, ortak paydası BURSA ve İNSAN olan modelimizi esas alarak, DOĞRU’dan yana farkındalık yaratmak.

Elbette, böylesi büyük amaçlar, büyük sonuçları da beraberinde getirecek. Önemli olan, bu kriterlere nasıl bir yöntem ile ulaşılacak ? Ki Yol Haritası, bize bunu da gösteriyor :

-    Bursa ve İnsan, temel yapı taşımızdır. Bu nedenle, kent dinamiklerine öncülük etmek, sorun tespiti ve çözüm/iyileştirme çalışmalarında bulunmak, konusunda uzman isimler ile nitelikli, ölçülebilir analizler yapmak ve anlaşılır biçimde kamuoyu ile paylaşmak… Yalın çalışmalarımızda siyaset üstü yapımızı sürdürürken, yasalara uygun ve çevreye değer veren yaklaşımı rehber edinmek… Sivil toplum örgütleriyle güç birliği oluşturup, Bursa ölçeği ile ülkeye örnek olabilmek…

Son derece, keyifli ve sağlıklı içerikler…

Keşke, daha etkin konuma gelebilseler.

Çünkü; bugün, yaşlı dünyamızda, siyasi engellerin dışında, etkin olabilmenin en önemli kriteri, ne yazık ki ‘ekonomik güç’ ile doğru orantılı…

Sanırım, bunu da aşacak yetenekleri var..

***                      

Bugün gelinen noktada, sivil toplum örgütlerinin çalışması ve/veya varlıklarını devam ettirebilmesi, gerçekten zor. ‘Gönüllü olma’ esası nedeniyle ve genelde ‘zamansızlık/parasızlık’ mazeretiyle, kısır döngüye giren örgütlenme biçimleri, giderek daha cılız hale gelebiliyor. Üstelik; bir ikbal de yoksa, çözülmeler devam ediyor.

Siyaseten dikkate değer bulunmayan örgütlenmeler için de, devlet erki ‘evet, bizim de sivil toplum derneğimiz var, hem de ne çok’ minvalinden bir adım öteye gitmiyor. Ve hatta, mevcut düzene karşı duran derneklerin olmaması, devletin en büyük arzusu.

Garip değil; gerçek bu…

Dernekleşme olgusuna baktığımızda ise, çağdaş ülkeler ile Türkiye’nin arası, kapanacak gibi değil. Adeta, uçurum...Bildik cümleleri yeniden hatırlatmakta fayda var sanırım : Yaklaşık 90 bin derneğe sahip bir ülkedeyiz. Sayı size çok gelmesin. Bu rakam Almanya’da 2 milyon, Fransa ve ABD’de 1,5 milyon seviyesinde… Bir başka anlatım ile Türkiye’de her 850 kişiden biri derneklere katılım gösterirken, bu oran Fransa ve Almanya’da, her 40 kişiden birini kapsıyor.

Eee ! hep birlikte ‘neyimiz daha uzun ki, dernekleşme oranı lehimize olsun’ diyebilirsiniz ki, haklısınız...

Hele böylesi enteresan dönemlerde; halkımızın örgütlenmeden, açık biçimde korktuğu da, ayrı bir gerçek. Oysa, sivil toplum denetimi, her zaman etkin ve yönlendirici olmak zorundaydı…

Tren gitti, gider…

Ne dersiniz; futbol dünyasını kasıp kavuran şike söylentileri üzerine, örgütlü ve de güçlü bir Fenerbahçe yerine, bir başka kulüp olsaydı, doğru ya da yanlış; şimdiye kadar defteri dürülmez miydi ?

***

Girebilmek için, yalandan da olsa kırk takla attığımız AB… Ve yaranmak için kapısında yattığımız ABD (Ağa-Bey-Dayı) kendi içinde farklı üsluplar ile çalışıyor. Ülke nüfusunda yer alan insanların büyük bölümü, sivil toplum örgütlerinde görev alarak, pek çok konuda yurttaş/devlet iletişimini daha akılcı yürütüyor.

Ülkemde, bırakınız, personel istihdamını, üye bulamayan/bulsa da zaman zaman ekseriyete düşen dernekleşmeler, neye ışık tutacak ki ? Bireysel tatminlerin önüne geçemeyen, varlıkları ile yoklukları fark edilmeyen, her koşulda sistem ile barışık yapılanmayı tercih eden, farkında olamayan modeller her zaman var olacak. Olmalı da…

Kaynak yaratmada etkisiz, profesyonel yapıdan uzak, kurumsal konuma gelememiş örgütler, doğal olarak devlet erkinden yardım dileniyor. Üstelik, kendi içlerinde birleşemeyen, güç birliği/eylem birliği yapamayan benzer modeller, demokratik davranış biçimlerini unuttukları anda, içsel çekişmelerde yok olup gidiyor…

Hala; sayımız doksan, yapılanma noksan…

***

Tekrar başa dönersek eğer; Bursa Sivil Toplum Derneği’ni (Sivilay) çok önemli işlevleri olan ve sorunlara çözüm üretebilen yapısıyla, Bursa için bir şans olarak görüyorum. Ki ben de bu yapıda görev yapıyorum…

Oluşturdukları çalışma grupları ile sanırım Sivilay, Bursa için, önemli uyarılar yapabilir, çözümler geliştirebilir, Bursa kent bilinci için, ciddi katkılar sunabilir. Nitekim, pek çok öngörüsü dikkate alınıp, hayata geçirildi ve devam ediyor. Her fırsatta katılım gösterip, fikirlerini paylaşan, analiz yaparak yöntem geliştiren;  öyle çok değerli büyüğümüz/dostumuz var ki bu dernekte, hangi birisini yazayım :

Başlı başına bir deneyim deryası kabul edilen Bursa’nın yılmaz savaşçısı Erdem Saker… Heyecanını hiç yitirmeyen, Bursa için üretmeye devam eden Ziya Güney… Akademik kimlikleri ile her koşulda Sivilay çalışmalarına destek veren Nihat Sapan, Müfit Parlak, Hasan Ertürk, Sinan Çavun... Bursa’nın gerçek bir bilgi hazinesi kabul edilen Mümin Ceyhan… Medyadaki etkin güçlerimiz İsmail Kemankaş, Binay Kazan, Sabri Erdem, Sibel Bağcı Uzun.. Akademik Odalar Birliği Dönem Başkanı Kubilay Aydın… Bursa’daki her önemli etkinliğin içersindeki aktivist Ceyhun İrgil…

Ve ismini tek tek yazamadığım, yüzlerce nitelikli beyin gücü…

İyi ki, siyaset üstü kimlikleri ile SİVİLAY çatısı altında, BURSA için varlar. İzliyor ve izleniyorsunuz…

Yazarın Diğer Yazıları