Çevrenin hızla katledildiği ülkemiz insanlarına mektup

Ceyhun İrgil

HİNDİSTAN CEVİZİ DEVRİMİ

Küçücük bir vahşi (!) ada halkı, dev emperyalist ülkelere ve şirketlere acı bir ders vermişti.

Beni halk hareketleri her zaman etkilemiştir. Kamunun vicdanından ve isyanından gelişen sivil hareketler doğru veya yanlış samimiyet ve cesaret gerektirir.

İnancından ve inadından başka bir şeyi olmayan sivillerin direnci ile gelişen halk hareketleri bazen Mustafa Kemal gibi bir liderin önderliğinde çağdaş ve özgür bir devlete, bazen Ömer Muhtar gibi inancının verdiği güçle direniş hareketine, bazen Çiko Mendez gibi yaşadığı toprağın ve yaşamın korunmasına yol açabilir.  Böylesi çok örnek verilebilir.

Beni çok etkileyen halk hareketlerinden biri de, Bougainville direnişidir. 1990’lı yılların sonlarına doğru batı medeniyetleri çevre konusunda duyarlılık savaşı verirken, kendi ülkelerinde ekolojik dengeyi koruyan ama üçüncü dünyada sülük gibi kaynakları emen, çevreyi değil çıkarlarını gözeten batı(k) medeniyetin iki yüzlü çifte standartçıları cahil ve fakir ülkelerin insanlarını hala incik boncuk ile kandırıyordu.

Afrika, Asya ve Amazon’larda hala şekerleme, oyuncak, ekmek vaadi ile ekolojik alanlara saldıran salyalı yeni çağ sömürgecileri, orta halli ülkelerde kah yöneticileri satın alarak, kah kamuoyunu yanıltarak sıklıkla para saçarak hedeflerine ulaşma arzusundadır. 

Çoğu zaman sessiz sedasız çöreklenir toplumların bağrına... İşi bitene kadar emer kanınızı... Bu süreç iliğinizi kurutana kadar sürer. Bu arada ağzınıza ara sıra sürülen bal ile edersiniz. Havudu ile götürürler. Gerçek sahipler sepetten taşanlar, kaçırılırken düşenler ile idare etmek zorunda kalır.

Dikkat edin en fazla sömüren en yakınınızdadır her zaman... Dar ve zor anınızda en çabuk ulaşan, en fazla yardım edenlerdir sömürenler, çünkü sizin ölünüzün para etmeyeceğini bilirler. Canı darda, zorda bir toplum isyana açıktır. İsyan kaos ve anarşi demektir sömürgeci için... Anarşi ve karışık ortamları sevmez sömürgeciler, sular bulandı mı, ilk onlar ve yardakçıları terk eder gemiyi...

Sömürgeci, yerel yardakçılar, satılmış veya kandırılmış aydınlar, bilinçsiz yurttaşlar olmadan amaçlarına ulaşamazlar

Sömürgecinin , sömürme arzusunu ve kazanma hırsını anlamak kolay çünkü bu onun doğasıdır. Batı yıllarca geliştirdiği bilgi ve teknolojiyi, bilmeyenlerin üstünde silah olarak kullandı. Götürdüğü her bilgi ve yeniliğin karşılığını misli ile geri aldı. Yeni ufuklar için gerekli kaynaklara ve zenginliklere ulaşmak için, kendisinin karşısında kim varsa çok acımasız davrandı. Anlaşılması zor olan bu sömürgecilerle aynı kaba yapanlar. Anlaşılması zor olan sömürgecilerin, sömürülenlere adalet ,hak ve demokrasi dersi vermesidir.

Sömürgeciler silah ve askerler ile giremedikleri, girseler de barınamadıkları topraklara şimdi kültürleri, dilleri, holdingleri ve şirketleri ile giriyorlar. Keşke yine askerleri ile gelselerdi. Kan kaybetseniz de, yurttaşlarınız acı çekse de sonunda kazanan toprağın asıl sahipleri olur her zaman, tarih bunun örnekleri ile dolu... Markaları evlere, dükkanlara, donunuza kadar girmiş, kültürleri ile çocuklarınızın beynine işlemiş, kültürünüzü istila etmiş sömürgecilerle nasıl mücadele edeceksiniz? Kendi diliniz sürgündeyken, kültürünüz aşağılanmanın zindanlarında çürürken ne ile mücadele edeceksiniz? Toplumun önderleri sinmişken, halkın aydınları kararmışken, yurttaşlar boş vermişken nasıl olacak bu mücadele?

Sömürgeci, yerel yardakçılar, satılmış veya kandırılmış aydınlar, bilinçsiz yurttaşlar olmadan amaçlarına ulaşamazlar. Sevdalar sürgün edildiğinde, yürekler susturulduğunda sömürgeci gelir. Sessiz ve uyumlu toplulukları sever sömürgeci...

Tabuları okşar, gelenekleri sıvazlar, toplumu oyalayan, halkın dikkatini dağıtan her etkinliğin sponsorudur. Alkol, uyuşturucu ve kumarı pompalar sömürgeci, işler yolunda gitmez ise önce medya ile kamuoyu oluşturmaya çalışır. Yetmezse satın alınmış veya kandırılmış aydınlar, profesörler dile gelir, son çare yardakçı yöneticilerdir.

Durum sertleşmeye başladıkça sömürgeci bavulunu hazırlar, silahlar patladığında ise patronlar gider.  Sömürgeci yeni topraklara yelken açarken, arkasında bıraktığı toprak ve insanlar yaralarını sarmakla uğraşır.

Ne garip bir çelişkidir ki, bir çok halkın aydınlanmasında ve şekillenmesinde sömürgecilerin rolü az  değildir. Zor oyunu bozar. Yaşanan zorluklar ve sömürgecinin açtığı yaralar, kendi halinde yaşayıp giden bir çok halkın yazgısını değiştirmiştir.

Kimseyi ve hiçbir şeyi küçümseme, insanları dar ile sınama çünkü , zor oyunu bozar

Bunun en güzel örneklerinden biri de, dünyanın ilk “ekolojik devrimi”ni yapan Bougainville halkıdır. Bizden on binlerce kilometre uzakta, Pasifik Okyanusu’nun bu küçük adasında yaşananlar dünyada bir çok halka ve çevrecilere örnek olacak bir destandır.

Papua Yeni Gine’ye bağlı, belki de aklımıza vahşi dünyadan başka bir şey çağrıştırmayan bu küçük ülkedeki küçücük bir adada başlayan sıradan bir direniş hükümetin de yanlış tutumu ile dünyada “hindistan cevizi devrimi” diye bilinen bir halk hareketine dönüşmüştü.

Bougainville ekolojik devrimi, bir Avustralya maden şirketinin küçük bir Bougainville köyü ve inançlı, inatçı halkını göz ardı ederek küçümsemesi ile başlar. 1960!lı yıllardan beri adadaki zengin mineralleri sömüren şirket, maden alanında yarattığı ekolojik yıkım nedeni ile yanıbaşındaki köy halkının tepkisini çeker. Halk maden şirketine ormanlarını, ırmaklarını kirletip yok ettiği için isyan eder. Şirket halkı susturmak için onlara ucuz evler yapar, taşınmaya zorlar, para teklif eder. İnatçı vahşi yerliler (!) kabul etmez. Halkın köyü yıkılıp, köylüler dövülüp iki yerlide yaşamını yitirince ipler kopar.

Bouainville’nin “Hindistan Cevizi Devrimi” Francis Ono  adında köylü bir madenci tarafından başlatılır. Basit bir çevre hareketi bir anda bağımsızlık hareketine dönüşür. Paraları, teknolojileri ve askerleri olmayan yerli köylüler için, Avustralya’nın desteği ile üstlerine yürüyen Papua Yeni Gine’nin düzenli ordusuna karşı zafer kazanma şansı yoktu. 1990’ların sonlarına doğru başlayan savaşın kaderi Papua Yeni Gine hükümetinin adaya abluka uygulaması ile değişti. Kendi kaderleri ve ekolojik çevreleri ile başbaşa kalan, dünya ile ilişkileri kesilmiş Bougainville halkı çevresini ve doğanın gücünü farkettiler.

Yüreklerini ve inatlarını, bir ekolojik tılsıma çeviren bu halk , sapandan silah, su borusundan tüfek yaparlar. Maden şirketinin artık metal ve eşyalarından ordu ve şehir kurarlar. Hindistan cevizinin kabuklarından ilaç, sütünden yemek, yağından sabun ve yakıt elde edilmesi ile başlayan bu devrimin buluşları bunlar ile bitmedi.

Asıl mucizevi olan Bougainville halkı savaş için gereken araçlarda kullanmak üzere petrolü de hindistan cevizinden elde etti. Hindistan cevizi yağından elde edilen araç yakıtı, petrole göre çevreyi daha az kirletiyor ve  iki kat daha fazla yol yapıyordu. Ardından şehirleri aydınlattılar. Abluka sürdükçe halk bilinçlendi. Abluka sürdükçe her yerli köylü bir çevre uzmanına dönüştü. Herkes birbirini eğitti. En önemlisi abluka sürdükçe Bougainville kendi başına ayakta kalabileceğini gördü. Ayakta kaldıkça inançları arttı.

Dev Avustralya, Papua Yeni Gine ve çok uluslu şirketlere karşı verilen savaşta, nüfusunun onda birini kaybeden Bougainville halkı , dünyaya çok önemli dersler verdi. Kendi başına yetmenin ve çevre bilincinin destanını yazan bu halk, maalesef ne Greenpeace ne de başka çevreciler kadar seslerini duyurabildiler. 1997 yılına kadar abluka altında titanlara karşı inatla direnirken, ne onlar kimseye ulaşabildi, ne de  onlara ulaşabilen oldu. Bir avuç taş, sapan ve hindistan cevizi ile başlayan bu çevre hareketi 2001 yılında Bougainville’nin özerk bir adaya dönüşmesi ile sonuçlandı.

Papua Yeni Gine ve Avustralya kıtası arasındaki bu küçücük adada yaşananlar aslında bir roman olacak kadar uzun... Kelimeler ile anlatılması zor bir destan... Ama mesajı herkesin, hatta yürekleri mühürlü insanların bile anlayacağı kadar kısa ; “ kimseyi ve hiçbir şeyi küçümseme, insanları dar ile sınama çünkü , zor oyunu bozar”

Yazarın Diğer Yazıları