Yaşamdan Tat Almak

Sabri Erdem

 

Bedensel yorgunluğuma inat,

Huzur ve keyfin tavan yaptığı günler yaşadım geçenlerde..

Sessizliği dinledim..

Gökyüzünün  masmavi  olduğunu yeniden keşfettim..

Uzaklarda akan bir dereciğin  sesindeki nağmeleri  fark edebildim..

Ve;

Annemin toprak tencerede yaptığı  kuru fasulyenin o eşsiz  tadına tanık oldum yeniden…

Yere serili çaput üzerine kıvrılıp oturarak yediğim  yemeğin lezzetinin,

Gürültü ve kirlilikten uzak  bir mekanda,  nasıl arttığını  hissetim..

          

Evet, büyük  bir  şehirde ve hızlı bir  yaşam içinde geçiyorsa ömrünüz,

Kalabalıkların  arasında , kendinizi bulmaya çalışıyorsanız ,

Gürültüyü kanıksamış,

Kirli bir havaya alışmışsa  bedeniniz,

Karmaşık bir trafik , her gün sinir katsayınızı arttırıyorsa,

Ve;

Bu karmaşa içinde ne yediğiniz değil, doymanız yeterli oluyorsa  eğer,

Hayata ilk başladığınızda  içinde yaşadığınız değerler,

Gün geliyor, Kaf dağı kadar ulaşılmaz oluyor..

                              

Yıllar önce , Market dergisinde okuduğum yazıda, bir bakliyat şirketinin yönetim kurulu başkanının,“ Gençler arkadaşlarının yanında geleneksel yemeklerimizi  sipariş vermeye  utanıyor. Bu yemekleri yemeyi çağ dışı kalmak  gibi görüyor.” sözleri  hala  aklımdan çıkmıyor..

Günümüzün hızlı yaşamı içinde sıradanlaşan  bir hayat,

Küreselleşmenin  toplumlar  üzerindeki etkisi,

Teknolojik gelişmelerin  insanları  adeta  esir alan gücü sonunda,

Ait oldukları değerlere  yabancılaşan  toplumlar  haline geldik..

Hızlı şehirleşme, hızlı yaşam ve hızlı yemek insan hayatına egemen oldukça, eldeki öz değerlerin korunması da, ne yazık ki o denli güç olmaya başladı..      

                 

 Ama yine de karamsar olmamak için nedenler var..

 1989 yılında İtalya’da başlayan “Yavaş” felsefesine ve “kentlerin kendi öz değerlerine sahip çıkma” fikri, dünyadaki birçok ülkede karşılık buluyor..

“Yavaş Şehir” olarak adlandırılan ve ;

Nüfus ve  trafik karmaşasının azaltılmasından,

Yerel ürünlerin ve yerel yemeklerin sunulduğu lokantaların desteklenmesine,

Geleneksel yapıların  korunmasından, eski yapıların restore edilmesine,

Hava ve gürültü kirliliğinin  engellenmesinden,

Organik ürün üretilmesine,

El sanatlarının korunmasından, yenilenebilir  enerji kullanımına kadar,

İnsan yaşamına katkı sağlayacak tüm özellikleri içinde barındıran bu hareketle birlikte, ”Yavaş Yemek” kavramı da günlük hayatımızda  karşımıza  çıkmaya başladı..

İnsanın yaşam hakkı gibi, damak zevkinin de, en doğal temel haklarından olduğunu düşünürsek,

Yukarıda belirttiğim , aklımdan çıkaramadığımı söylediğim  ve  aslında içinde çok şeyleri barındıran  olumsuz görüşlerin,

Yerini, olması gereken ve insan olarak hak ettiğimiz  güzelliklere  terk etmesi de kaçınılmaz olacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları